| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Yazılar

Güneşi gördük, çok ağladık...

Güneşi gördük, çok ağladık... < Önceki HaberSonraki Haber > Yazdır Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Arşive Ekle Haberi Paylaş Facebook Mixx Delicious Stumble Upon Twitter Google Digg Yahoo Reddit Radikal 2 Haberleri Tümü Orman yangınlar ‘çevrecilik’ ve ekoloji Macide Tanır sahnesi Otizm ve farkındalık Langa kenti yenileyebilir mi? Seçmece seçimsizlik PKK’sız Erbil’e gidilebilir mi?Mahsun Kırmızıgül, yönettiği filmin başrol oyuncusu aynı zamanda. 29/03/2009 Uzun süredir düşünüyorum, bu ülkede yaşayan insanlar neden sadece izledikleri filmlere gözyaşı döküyor?.. YAVUZ EKİNCİ (Arşivi) Bir insanın açgözlü olup olmadığını anlamak istiyorsanız, onu bir açık büfe kahvaltı salonuna götürün. Daha sonra bir köşeye çekilip, onun kahvaltı tabağına neler alacağına bir bakın. Bu kişi muhtemelen, kahvaltı tabağına her çeşit kahvaltılıktan almaya çalışacaktır. Mahsun Kırmızıgül’ün senaryosunu ve yönetmenliğinin yaptığı Güneşi Gördüm filmini izleyince, nedense aklıma böyle bir açık büfe kahvaltı salonu ve ona oburlukla saldıran böyle bir kişi geldi. İçinde son 30 yılın bütün olaylarının ve Kürtlerle ilgili birçok değerin olduğu bir açık büfe kahvaltı salonu. O, elinde kahvaltı tabağıyla bu yiyeceklerin önlerinden geçerken bir tilki kurnazlığıyla hepsinin tadına bakmış. Gelin Mahsun Kırmızıgül’ün Güneşi Gördüm kahvaltı tabağına aldıklarına hep birlikte bir bakalım. 1- Göçe zorlanan üç Kürt ailesi, (Köydeki diğer aileler neden köyü terk etti?) 2- Bir oğlu askerde diğer oğlu dağda olan bir Kürt ailesi, (İki kardeşin karşılaşma anındaki yapmacık gerginlik nedendi?) 3- Norveç’e ‘umuda yolculukla’ göç eden bir aile, 4- Erkek çocuk bekleyen beş kızın babasının İbrahimvari sahte yakarışları, 5- Savaşın acımasız erkekler dünyasında bir eşcinselin çaresiz yalnızlığı ve buna karşı feodal değerlerle hareket eden bir ailenin hikâyesi (Erkler her zamanki gibi yine törenin buyruğunu yerine getirirler.) 6- Akraba evliliği ve kadınların erken yaşta evlendirilmesi (Düşünüyorum da, ilk çocuklarının engelli olmasını da akraba evliğine bağlayabilir miyiz?) 8-Devlet babanın yeryüzündeki temsilcisi olan komutanların iyi kalpli halleri, (Yüzlerce göç hikâyesi dinledim. Ama bu kadar iyi niyetli ve iyi kalpli bir komutan hikâyesine hiç rastlamadım. İsterseniz bu konudaki Göç-Der, İHD, Maz-Der’in kayıtlarına bakabilirsiniz. Bunlara da güvenmiyorsanız AİHM’e giden olaylara bakın.) 7- Devlet ananın merhametli çocuk esirgeme kurumunda kalan çocukların hikâyesi, 8- 1980 darbesiyle Diyarbakır Cezaevi’nin işkence tezgâhından geçtikten sonra dünyanın dört bir yanına savrulurken, oralarda tutunmamanın dramı... Bunlar ilk baktığımda gördüklerim. Aslında bu malzemeden 30 yıla yetecek kadar bir Mahsun Kırmızıgül dizisi de çıkarılabilirdi. Kürt müsün, Türk müsün? Güneşi Gördüm filminde ateş kadar yakıcı konular var. Hangi tarafı gözetlesen diğeri sana küsebilir, kızabilir; bu yüzden kariyerin bitebilir. Zaten bu konuların bugüne kadar doğru dürüst işlenmemiş olması bu korkular yüzünden değil mi? Gani Rüzgar Şavata bunu denedi ama o estetikten, yaratıcılıktan ve felsefi söylemden mahrum olduğu için başarısız oldu. Bundan dolayı filmleri daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da izlenen lokal bir sinema oldu. Fakat bu konularda çok dikkatli olan Mahsun Kırmızıgül kendi yöntemiyle başedebilmiş. Her tarafı memnun etmeye çalışmış. Ve bu yüzden vasat bir film yapmayı becerebilmiş. 40-50 bin insanın ölümünü, 1 milyon 200 bin insanın yerinden yurdundan koparılıp göçe zorlanmasını, binlerce kişinin faili meçhul cinayetlerde öldürülüp kuyulara atılmasını Mahsun Kırmızıgül siyasilerin rant kavgası gibi boş bir konuya indirgeyebiliyor. Ve bu çarpık, yanlış düşüncesini de, ülkesindeki işkence tezgâhından geçtikten sonra Norveç’e kadar kaçan yarı aydın eniştenin ağzından, bir de devlet anaya gönderdiği mektupta açık olarak dile getiriyor. Sarıkamış’ta Diyarbakır ağzı Bu filmden yola çıkarak kronikleşmiş pek çok hastalığımızı da masaya yatırabiliriz. Filmin dili bozuk, kırma bir Türkçe. Filmin geçtiği yer ise Sarıkamış. Fakat oyuncular Türk sinemasının kötü örneklerinde olduğu gibi Diyarbakır ağzıyla konuşuyorlar. Filmde insanlar büyük acılar yaşadıklarında nedense Kürt olduklarını hatırlayıp, Kürtçe ağıt yakıyorlar. Bunun yanında Norveç’teki sahneler bu dil yaklaşımından farklı. Özcan Alper Sonbahar filminde kötü Türk filmlerinin düştüğü bu hataya düşmedi. Yusuf annesiyle Hemşince konuşuyor. Köylülerin kendi arlarındaki konuşmaları neden Kürtçe yapmadı? Korktu mu? Kariyerinin bir aslan pençesiyle yerle bir olacağından mı korktu? İnsanları gerekli yerlerde Kürtçe konuşturup altyazıyla Türkçe verseydi ne gibi sorunlar yaşardı? Ama o da diğer yönetmenler gibi Kürt köylüleri kötü, bozuk bir Türkçe’yle konuşturmayı tercih etti. Ona, Theo Angelopoulos’un Ağlayan Çayır filmini bir daha izlemesini tavsiye edebilirim. Böylece olaylara sadece duygusal şiddetle değil, estetik bir bakışla nasıl bakılabileceğini öğrenme imkânı bulur. Film hakkında ilk söylenen şey: “Çok ağladım”. Tom Robbins, Parfümün Dansı romanında “Pancar sebzelerin en keskinidir. Soğanın sayfaları, gerçi Savaş ve Barış’ın sayfalarından fazladır. Her biri de güçlü kuvvetli, bir insanı ağlatacak kadar acıklıdır” der. Güneşi Gördüm filminin her sahnesi de soğanın sayfaları gibi gözyaşı akıttırabiliyor. Uzun süredir düşünüyorum, bu ülkede yaşayan insanlar neden sadece izledikleri filmlere gözyaşı döküyor?.. YAVUZ EKİNCİ: Yazar

Hazmı zor şekerleme

Hazmı zor şekerleme < Önceki HaberSonraki Haber > Yazdır Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Arşive Ekle Haberi Paylaş Facebook Mixx Delicious Stumble Upon Twitter Google Digg Yahoo Reddit Radikal 2 Haberleri Tümü Orman yangınlar ‘çevrecilik’ ve ekoloji Sahnelerde bir hayalet Afrika’dan bir demet kadın hikâyesi Su Forumu, Eurovision ve İslam kitabı... Bisküvinin İtalyanca’sı İşsizliği artırmayın, üç çocuk doğurun...‘Hayat Var’ın baş oyuncusu Elit İşcan, televizyon dizisi ‘Küçük Kadınlar’da en küçük kız kardeşi oynuyor. 29/03/2009 Reha Erdem’in Berlin Film Festivali’nde gösterilen ve Antalya’dan SİYAD Özel Ödüllü son filmi ‘Hayat Var’ gösterimde. ‘Hayat Var’, bir daha kolay kolay tecrübe edilmeyecek bir seyirlik ERMAN ATA UNCU (Arşivi) Ara ara ortaya cep telefonları da çıkmasa, Reha Erdem’in bu hafta gösterime giren, son filmi Hayat Var’ın günümüzde geçtiğini hiç fark etmeyeceğiz. Kostümler, mekânlar belli bir tarihi işaret etmektense dönemler üstü bir İstanbulluluğu yansıtıyor sanki. Tıpkı önceki Erdem filmlerinden A Ay veya Korkuyorum Anne gibi, Hayat Var da, dış etkenlere karşı korunaklı, sınırları keskin hatlarla belirgin bir dünya sunuyor izleyicisine. Erdem’in kostüm seçimleriyle, renk tercihiyle ve seslerle (Hayat Var’ın ses tasarımı da yönetmene ait) sınırlarını belirlediği bir dünya bu. Hayat Var’ın kahramanı Hayat’ın (Elit İşcan) çevresi, ihlal edilesi sınırlarla çevrili. Zamandan soyutlanmış gibi duran bir Boğaz mahallesinde babası (Erdal Beşikçioğlu) ve yatalak dedesiyle (Levend Yılmaz) beraber yaşıyor. Denizcilere kayığıyla kadın pazarlayan babası, yeni kocası ve ondan olma oğluyla ayrı bir yaşam kuran annesi (Banu Fotocan), tacizcilere karşı savunmasızlığı, Hayat’ın içine kapanmasına, sınırları daraltmasına yol açmış. İletişim kurmaktansa sürekli kendi kendine şarkı mırıldanıyor, okula gidiş, eve dönüş güzergâhı eksenli bir yaşamı var. Hayat’ın boş arsalarda, uzun uzun tek başına oynadığı sahneler bu yüzden genel hissiyatta ayrı bir öneme sahip. Çünkü filmin zamanı, Hayat’ın zaman algısıyla eşleşince, önceki filmlerinden tanıdık Reha Erdem atmosferi de Hayat’ın hikâyesiyle iç içe geçiyor. Cıvıl cıvıl renkler ve bir taciz hikâyesi, babadan bir oyuncak hediye almanın heyecanı ve yatalak, küfürbaz bir dedenin kaprisleriyle yaşamanın güçlüğü... Yeşim Tabak’ın, Korkuyorum Anne için yaptığı “travmalardan şekerleme” tanımını akılda tutarak, Hayat Var için de hazmı zor bir şekerleme diyebiliriz. Hayat budur... Hazım zorluğu ne filmin içine girilememesinden ne de başka bir aksaklıktan kaynaklı. Aksine içine bu kadar kolay girilebilen bir hikâyedeki acımasızlık insanı sarsıyor. Erdem’in parlak desenli kostümlerden, patlayan renklerden kurulu atmosferi bir çıkış noktası sunmadıkça, Hayat’ın çıkışsızlığı da daha bir hissediliyor. Filmde kullanılan kederli arabesk klasiklerinin yabancılaştırıcı olduğu kadar hikâyedeki bu tonu yansıtan bir yönü de var. “Bir kapıdan gireceksin/Neler neler göreceksin/Her çileye göğüs gerip/Hayat budur diyeceksin”. Ama iş, kadere boyun eğmeye gelince filmin çarpıcılığı devreye giriyor. Hayat Var, ne kader kolaycılığına sığınıyor ne de karakterine bir çıkış noktası sunarak izleyicisini rahatlatıyor. Filmin isminde de belirtildiği gibi Hayat Var, ama nerede olduğuna dair biz izleyiciye verilen bir adres yok. Ergenliğini yeni yaşamaya başlamış kahraman, hayatı nerede araması gerektiğini bilemiyor. Tabii dolayısıyla biz de... Çünkü Reha Erdem, kadınlığın eşiğindeki kahramanının travmalarına dışarıdan bakmıyor. O travmaları bir sebep-sonuç ilişkisiyle atlatmaya, böylece bizi ve kahramanını rahatlatmaya çalışmıyor. Ama bunlara bakıp Hayat Var’ı, “ergen karakterin gözünden travmatik bir hikâye” olarak adlandırmak da yetersiz bir nitelendirme olur. Reha Erdem’in hikâyeye baktığı nokta bu tür ayrımları baştan aşıyor. Onunki, kendi dünyasıyla Hayat’ınkini kesiştirmek üzerine kurulu bir yöntem daha çok. Hayat’ın konumunu rehber edinen ve bunu kendine has bir dünyanın sınırlarını çizmek için kullanan Hayat Var, bir daha kolay kolay tecrübe edilmeyecek bir seyirlik. Sanki her Erdem filmi birer cam kar küresi. Bu cam kürelerde, zamanın bir yerlerde donup kaldığı, sınırları Erdem’in estetik anlayışıyla çizilmiş, kendi içlerinde tutarlı birer dünya var. Ama düşüp kırılırlarsa seyirciyi allak bullak edeceklerinin de sinyalini veren küreler bunlar. Bu hissiyata en çok, daha önce görülen hiçbir şeye benzemeyen, afallatıcı, ilk Erdem filmi A Ay sahipti. Hazmı zor bir şekerleme olarak Hayat Var da aynı etkiyi yaratmaya aday.

Alagöz: "Belediye kaynakları düzgün kullanılmalı"

Alagöz: "Belediye kaynakları düzgün kullanılmalı"

  Kastamonu CHP Belediye Başkanı Müjgan Alagöz, KATSO`yu ziyaretinde konuştu..

 

CHP Merkez Belediye Başkan adayı Müjgan Alagöz ve Belediye meclis Üyeleri yerel seçim çalışmaları kapsamında dün Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası`nı, bazı resmi daireleri ve diğer seçmenleri ziyaret ettiler.
          

İlk olarak Ticaret ve Sanayi Odası yönetimini geçtiğimiz günler yapılan seçimlerden dolayı tebrik eden Alagöz, daha sonra ise güncel konulara değindi. Hükümetin küçülme politikasına tepki gösteren Alagöz, bu doğrultuda Kastamonu`nun da her geçen gün küçüldüğünü söyledi. Kastamonu`ya yatırımın çekilebilmesi için seferberlik ilan edilmesi gerektiğini belirten Müjgan Alagöz, belediyenin kaynaklarının da düzgün kullanılması gerektiğini açıkladı.

 

Alagöz, yapacakları AB projelerini ve Mikro kredileri ailelere en iyi şekilde kullandırarak üretime yönelteceklerini, evlerde üretilen ürünlerin satışına ve pazarlanmasına da kolaylık getireceklerini, ailelere yardımdan öte onların geçimini sağlayacakları imkanı yaratacaklarını söyledi.
          

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Halil Öztosun`da, Kastamonu’da bulunan eserler ve doğal güzellikleri bu kadar bir arada bulunduran Türkiye de hatta Dünya da olmadığını, Kastamonu olarak turizmin istenildiği kadar tanıtılmasında eksiklerinin olduğunu, bu alanda hep birlikte atağa geçmemiz gerektiğini söyledi.
      

 

Öztosun, CHP adayına ziyaretinden dolayı teşekkür etti ve seçimlerde başarılar diledi...

Kastamonu Postası; 18.03.2009

Tomanbay, DSP`nin başkan adayı Şahin`e destek istedi

  29 Mart Yerel Seçimlerine kısa bir zaman kala, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer`in Baş Danışmanı, 22.Dönem Ankara Milletvekili Prof. DR: Mehmet Tomanbay, dün ilimize gelerek parti il binasında basın toplantısı yaptı.

 

CHP ile AKP arasında hiçbir farkın olmadığının altını çizen Tomanbay "meydanlarda ülke için çözüm üretmeyen, bir üslup içinde kayıkçı kavgası yaptıklarını halkımız görüyor" dedi.

 

Tomanbay sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"29 Mart Yerel Seçimleri, adeta bir genel seçim havası yaratılmış bir durumda. iki parti lideri özellikle meydanlarda kayıkçı kavgası yapıyor, bu partilerin birbirlerinden hiçbir farkı yok. Tehdit, şantaj, korkutma, üzerine siyaset yapılıyor. Medya özgür olmaktan çıkmıştır. Türkiye`de üç parti seçime giriyormuş gibi bir hava estiriliyor.

 

Biz Türkiye`yi adım adım geziyoruz, biz bu seçimlerde sürpriz yapacağız, en hızlı yükselen parti biziz. DSP Yerel Yönetimler açısından deneyimli bir partidir, yolsuzluklarla adı anılmayan tek belediyeler biziz. DSP`nin boğazından haram lokma geçmemiştir. Ordu, Bartın, Eskişehir, Şişli Belediyelerimizin halkımız için yaptıkları hizmetler ortada. İllerin yapılarına göre araştırılarak yaptığımız DSP`nin hazırladığı uygar kentler projemiz içinde, Kastamonu doğal yapısı, tarih ve kültürüyle turizmiyle bizim projelerimizin önceliği içindedir.

 

Türkiye sahipsiz değil, bizim siyasetemiz çıkar beklemeden hizmet etme siyasetidir. Bizim yerel anlayışımızda, tüketen kentler değil, üreten kentleri oluşturacağız. 2011 genel seçimlerinde partimizi meclise taşıyacağız"

 

kastamonuajans.net

 

Kastamonu Postası; 17.03.2009

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLER GÜNÜ MESAJI

Eğitim

EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI

KASTAMONU İL TEMSİLCİLİĞİ

Tel: 0 535 323 97 65 e posta: egitim-is.kastamonu@hotmail.com

Belediye Cad. Özkendirci İş MerkeziKat 4 No:14 KASTAMONU

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ VE ŞEHİTLER GÜNÜ MESAJI

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,

                Mustafa Kemal Atatürk’ü zafer kazanmış bir askeri önder olarak ulusumuza kazandıran Çanakkale Savaşları, dünyanın ve Türkiye’nin kaderine yön vererek tarih içerisinde önemli bir yer kazanmıştır.

               Emperyalizmin ateş ve ölüm savuran çelik zırhlı armadası, 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nda hezimete uğratılmıştır. Denizde istedikleri sonucu elde edemeyen emperyalist saldırganlar, 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’nda dar bir alanda başlayan göğüs göğüse çarpışmalardan da Mehmetçiklerin olağanüstü direnişi sonucunda yenik ayrılmışlardır.

              Çanakkale Savaşları, emperyalist orduların sahip oldukları büyük güce karşın, mazlum ulusların direnişi karşısında yenilgiye uğratılabileceklerini kanıtlayan ilk örnek olmuştur.

             Ulusumuzun kahraman evlatlarının ülkemiz ve bağımsızlığımız tehlikeye düştüğünde ne kadar büyük fedakârlıklar yapabileceğini gösteren bu büyük zafer, kurtuluş savaşımızın zeminini ve uluslaşma bilincimizi oluşturma bakımından da eşsiz bir yere sahiptir.

           Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehitleri, bizlere bağımsızlığımızı, büyük, soylu ve güzel yurdumuzu armağan ettiler.DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,

           

           Cumhuriyetimiz, son 20–25 yılda bölgemizde egemen olmak isteyen emperyalizmin kol kanat gerdiği, yönlendirip destek verdiği ırkçı bölücü terör örgütünün saldırılarına da maruz kaldı. Binlerce askerimizi, güvenlik görevlimizi ve yurttaşımızı, bu saldırılar sonucunda şehit verdik.

           

            Şehitlerimiz, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı kahramanlarının emanet ettikleri yurdu ve bağımsızlığı korumak için canlarını feda ettiler.

Bizlere bu ülkeyi ve bağımsız yaşama onurunu kazandıran kahramanlarımıza minnet ve şükran borçluyuz. Bu borç, bize bırakılan emaneti savunma görevini yüklemektedir.

 

Geçmişte ordularıyla ve donanmalarıyla saldıran emperyalizm, günümüzde bunlara ek olarak, IMF’siyle, Dünya Bankası’yla, sermayesiyle, sözde sivil toplum örgütleriyle, sözde soykırım suçlamalarıyla, irtica ve etnik bölücülükle saldırmaktadır.

 

Her şeye karşın, her karışında şehitlerimizin kanı olan yurdumuzu, ulusal bağımsızlığımızı ve bütünlüğümüzü, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşının armağanı olan Cumhuriyetimizi savunacağız.

 

Eğitim-İş Kastamonu Temsilciliği olarak; bu duygu ve düşüncelerle başta önderimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, yurdumuz, ulusal bağımsızlığımız ve bütünlüğümüz için can veren bütün şehitlerimizi saygıyla anıyor, hatıralarını yaşatma kararlılığımızı vurguluyoruz.

 Saygılarımızla.                                                                                                                 16.03.2009                                                                                                         Ahmet Tevfik Bal                                                                                                                  Başkan

ÖĞRETMEN OKULLARININ KURULUŞUNUN 161. YILINI KUTLUYORUZ!

 

 Eğitim

EĞİTİM VE BİLİM İŞGÖRENLERİ SENDİKASI

KASTAMONU İL TEMSİLCİLİĞİ

ÖĞRETMEN OKULLARININ KURULUŞUNUN 161. YILINI KUTLUYORUZ!

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,

Ülkemizde çağdaş öğretmen yetiştiren kurumların öncüsü olarak 16 Mart 1848’de Darülmuallimin adıyla ilk öğretmen okulu açılmıştır. Bu yüzden öğretmen örgütleri, 12 Eylül darbesine kadar 16 Mart’ı öğretmenler günü olarak kutlamaktaydılar.

Osmanlı İmparatorluğu’nda mektep-medrese ikiliği bir türlü aşılamamış olmasına rağmen, Cumhuriyet’e öğretmen yetiştirme konusunda önemli bir deneyim devredilmiştir.

Atatürk, öğretmenlik mesleği ve öğretmenlerin cumhuriyet devrimlerinin gerçekleştirilmesindeki ve ulusal bilincin oluşturulmasındaki rolü hakkında pek çok önemli açıklamalar yapmıştır. Bu açıklamaların en çarpıcılarından birisini, 14 Ekim 1925 tarihinde İzmir Erkek Öğretmen Okulu’nda yapmıştır:

“Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden ve eğiticiden yoksun bir ulus, henüz ulus olma yeteneğini kazanamamıştır; ona sıradan bir kitle denir. Bir kitle ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere ve öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki, bir topluluğu ulus haline sokarlar.”

Cumhuriyet devrimlerinin ve ulusal değerlerinin ancak eğitim yoluyla kökleşip gelişebileceğinin bilincinde olan Atatürk, ulusal eğitim politikalarını geliştirmeye ve cumhuriyet değerleriyle donatılmış öğretmenlerin yetiştirilmesine büyük önem vermiştir. Cumhuriyet’in ilk yılları, devrimin gereksindiği öğretmenleri yetiştirmek ve öğretmen açığını kapatmak için gerçekleştirilen çabalarla doludur. İşte bütün dünyada örnek gösterilen Köy Enstitüleri, yeni insan ve öğretmen yetiştirme çabalarının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.           

Ne var ki, halkın aydınlanmasından çıkarları zedelenen güçler, Köy Enstitülerini kapatarak eğitimimizi ulusal, halkçı, laik ve bilimsel özünden uzaklaştırdılar. Eğitim sistemimiz gibi öğretmen yetiştirme sistemimiz de yazboza döndü.           

Cumhuriyet değerlerini savunan, bilimsel bakış açısına sahip öğretmenler yetiştiren bir sistemimiz artık kalmamıştır ne yazık ki. Bugün ne istenilen nitelikte öğretmenler yetiştirilebilmekte, ne de öğretmen açığı kapatılabilmektedir. Yapılan kimi anketler bu üzüntü verici gerçeği göstermektedir.           

Sorumsuz, ülke ve ulus çıkarlarını düşünmeyen yöneticilerin uygulamaları sonucunda, öğretmenlik mesleğinin saygınlığı büyük ölçüde zedelenmiştir.           

Ülkemiz eğitim alanında ciddi sorunlarla yüz yüzedir. Bu sorunların başında da öğretmen yetiştirme sistemi ve öğretmen istihdamı gelmektedir.           

Öğretmenler, kendi içlerinde farklı statülere bölünmüşlerdir.           

Sözleşmeli öğretmenlik hızla yaygınlaştırılmaktadır.           

Öğretmen yetiştiren okullardan mezun olan gençlerimiz, on binlerce öğretmen açığı olmasına karşın atanmamaktadırlar. Buna karşın öğretmenlik formasyonu olmayan pek çok gencimiz ücretle derse sokulmakta, öğretmen açığının üstesinden böylece gelinmektedir!            

Bu sorunlara eğilmesi ve çözüm üretmesi gereken Milli Eğitim Bakanlığı’nın bizzat kendisi sorunların yaratıcısı ve kaynağı haline gelmiştir.

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,           

EĞİTİM-İŞ olarak diyoruz ki: Zaman hızla ülkemiz aleyhine işlemektedir. Derhal, en kısa zamanda, ülkemizin tarihsel birikimine, deneyimlerine ve sosyokültürel yapısına uygun bir öğretmen yetiştirme sistemi oluşturulmalıdır. Sözleşmeli öğretmen istihdamına son verilmelidir. Eğitim hizmetleri iş güvencesi olan öğretmenler eliyle yürütülmelidir.

Ulusal, halkçı, bilimsel ve laik eğitimden asla ödün verilmemelidir.

Bütün öğretmenlerimizin ve öğretmen adayı gençlerimizin bu anlamlı günlerini kutluyoruz.

Saygılarımızla.                                                                                  14.03.2009                                                                                                                  Ahmet Tevfik Bal

CHP`nin Adayı Alagöz: Kastamonu’nun Yüzü Bizimle Gülecek

CHP`nin Adayı Alagöz: Kastamonu’nun Yüzü Bizimle Gülecek CHP Kastamonu Belediye Başkan Adayı Müjgan Alagöz ve Belediye Meclis Üyeleri dünde Köy Hizmetlerini, Emniyet Tamirhanesinde çalışanlarını, Esentepe, Huzurevi Sokağı, İl Özel İdaresini, Kız Meslek Lisesini, Kastamonu Ticaret Odasını, Topçuoğlu esnafını, Nasrullah Gazetesi Sahibi Tahir Yılmaz’ı ziyaret ederek 29 Mart 2009 Yerel Mahalli İdareler seçimi için seçmenlerden destek istediler.  Kastamonu’nun kalkınması, gelişmesi, güzelleştirilmesi, istenen seviyeye gelmesi için kadın elinin deymesi gerekmektedir. Kadın yoktan var eder. Kastamonu’ya eskiden çivi çakılmasaydı, eski doku bozulmasaydı  Tarih ve Turizm kenti olacaktı, Kastamonu Dünya kenti olacaktı diyen Belediye Başkan Adayı Müjgan Alagöz, Göreve geldiklerinde Kastamonu’ta tam olarak Belediye Hizmetlerini sunacaklarını, ilkleri arasında yeraltı çalışmalarına ardından da yollrın istenen düzeye getirilmesini sağlayacaklarını, Yap İşlet devret modelini getireceklerini, Mahalle düzenlemelerini daha çağdaş şekilde yapacaklarını, şimdiden büyük sıkıntı yaratan şehir trafiğini radikal kararlarla düzelteceklerini, kendi yapacakları aktif çalışmalarla Kastamonu’nun aydınlık ve güler yüzü olacaklarını ve Kastamonuluların gülmeyen yüzlerini güldüeceklerini söyledi.
           
Kız Meslek Lisesinin artık yeterli olmadığını da öğrenen Alagöz Kastamonu’ya 2. Kız Meslek Lisesinin yapılması için gerekli çalışmanın yapılmasını sağlayacaklarını, Taksicilerin büyük sorunu olan ve iş yapamaz hale gelen taksici esnafını Taksi Dolmuş isteklerinin de görever geldiklerinde değerlendirileceğini ve mağduriyetlerinin giderileceğini, dağınık durumda olan Sivil Toplum Örgütlerinin de bir araya getirilmesi sağlanarak, Kastamonu hizmetlerinin daha da artılacağını, Belediye Hizmetlerinde onlardan da gerekli destek alınacağını, Kastamonu’nun geri kalmışlık zincirini mutlaka kıracaklarını belirtti.
           
Kastamonu’nun eskiden olduğu gibi şimdi de hep ilkleri başardığını, Kastamonu ilk Kadın Belediye Başkanı da seçerek yeni bir ilke daha imza atacaklarına güveninin tam olduğunu belirten Alagöz, Kastamonu en eski İllerden olmasına rağmen gelişememiştir. Hep geriye gitmiştir. Bizi her dönemde kaderimize terk etmişlerdir. Kastamonu şu anda olması olan yerde değildir. Bizler hep mütevazi olmuşuyuz. Artık bunu aşmalıyız. Hamle yapmalıyız. Bizim neyimiz eksik ki. Bunun için de tekrar diyorum ki, Kadın yaratıcıdır, çalışkandır, toplayıcıdır, yapıcıdır, başarılıdır, Kastamonu’ya kadın elinin mutlaka deymesi lazımdır. dedi.
           
Müjgan Alagöz, Türkiye’deki ekonomik krizden Kastamonu daha çok etkilenmektedir. Bu kriz daha Kastamonu’yu uzun günler etkileyecek. Esnafımızın nefes alacak hali kalmamıştır. Esnafımız alışveriş yapamaz, kirasını ve diğer giderlerini ödeyemez hale getirilmiştir. Acele sıcak paraya ihtiyacı vardır. Esnafın ve halkın rahatlatıması için Emeklinin, Memurun, İşçinin ve diğer çalışanların maaşlarının mutlaka iyileştirilmesi gerekmektedir.dedi.
           
Çay boyundaki Parti afişlerinin de kesilmesine tepki gösteren Alagöz, korkunun ecele faydası yoktur. Bizi bu şekilde kimse çalışmalarımızdan kimse yıldıramaz. Biz demokratik yollardan, bize yakışır bir şekilde kampanyamızı yürütüyoruz. Biz asla o şekilde yapılanlara karşıyız. Kötü örnek teşkil eden bu davranışları da kınıyoruz. Biz baştan söylemiştik binalara boy boy büyük  afişler asıp ülke ekonomisine zarar vermeyeceğiz. En az harcamayla kampanyamızı bitirmeye çalışacağız. Yetimin hakkını yemeyeceğiz.Fuzuli yapılan masraflardan kaçınacağız. Çünkü bu yapılan harcamalarda tüm herkesin hakkı vardır. Biz sadece seçim bürolarımıza adayları tanıtıcı afişler asacağız demiştik ve bunu da yaptık.
        
Kastamonu Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Sedat İşeri Kastamonu Belediye Başkan Adayı Müjgan Alagöz’ün ziyaretinde yaptığı konuşmsaında; Kastamonu’da Sivil Toplum kuruluşları yeterince var, etkinde ama dağınık bir şekilde, birleşebilirlerse çok daha da fazla sesinin duyulacağı malum. Onun için ben her Başkan adayından da ricamız şudur, kazandıklarında birlik ve beraberlik içinde çalışmaların en iyi koordineli bir şekilde yürütülmesinin sağlanmasını istemekteyiz. Biz Sivil Toplum Örgütü olarak tüm güzel çalışan Belediye ile çalışma azmi yüksek olan kişilerle de her zaman çalışmaya hazırız.
           
Ilgaz yoluna da tünel açılması taraftarıyız. Kastamonu’nun Sinop’ta yapılan tünel gibi Ilgaz’das da yapılarak sürücülerin bu yolda çektikleri sıkıntılarının giderilmesinden yanayız. İnşaallah bunu da Kastamonu olarak başaracağız. Bunu yapmak da çok zor değil.  Tabi bunlar da Kastamonu’da bir ve beraber olunca güçlü olunca oluyor. Bu güç birliğini Kastamonu’da mutlaka oluşturmalıyız. Boyabat Kastamonu arası yolu da bir an önce yapılırsa Karadenizin bir kısım  yükünü de almış olur, bu sayede de Kastamonu üzerinden de bu araçları geçirmiş ve  Tosya trafiğini de rahatlatmış oluruz. Ben Belediye Başkanımı ve diğer adayları da kutluyorum, dedi.
Kastamonu Postassı; 16.03.2009
 

AlsahBlog/Esintiler

*Ali ŞAHİN (alsah)
Kastamonu- Taşköprü
___________________

Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lisesi TDE Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı (1980-1998); İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürlüğü (1998); Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (1998-2003) ve Tokat- Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (2003- 2004) Emeklilik (17.02.2004- ?). Halen Taşköprü ilçe merkezinde ikamet etmekteyim.
_____________
İletişim İçin / E-Postalarım:
_____________

alisahin37@gmail.com

(... Biraz "Esin"... Biraz da "Ti"...)

Elmapınarı'nda Eğitmen Rıza'nın Evinde / Anı-Gezi

Ali ŞAHİN
_______________________________________________

(Fakir Baykurt'un, Kaplumbağalar Romanının Kahramanlarından)

Aklıma koydum bu kez.. Tozak kırını, eğitmen Rıza'nın oğlunu ve mezarını görüp O mekânı havasını teneffüs edeceğim iyice. Kastamonu'da kısa dönem şube müdürlüğüm sırasında ilk Müfettiş Emin Arık getirip tanıştırmıştı Yalçın Dikenoğlu'nu... 'Bak Ali Şahin!..' diyerek, 'sen Fakir'in Kaplumbağalarını okumuş muydun, gerçi senin gibi kitap koliğe bu soruyu sormak abes ama...' 'Oradaki Eğitmen Rıza'nın oğlu Yalçın. O da bizim gibi kısa dönem vaatleri üzerine mesleğe emeklilikten sonra yeniden...' >>>

HALK OZANLARIMIZ, HALK TÜRKÜLERİMİZ VE İHSAN OZANOĞLU / İNCELEME

Ali ŞAHİN
_______________________________________________

... Halk Ozanımız İhsan OZANOĞLU... Adını duyup bir Kastamonu Destanı olduğunu işitiyordum ama açıkçası yazılı bir kaynakla karşılaşmamıştım. Şöyle bir kolaçan etmek istedim Ansiklopedi ve şair yazar sözlüklerini. Rastlayamadım. Bu arada il il Türkiye'yi tanıtan Yurt Ansiklopedisinin Kastamonu ile ilgili fasikülleri geldi usuma. 1983'lerde çıkarken ilimizle ilgili iki fasikülü alıp kendim bir araya getirip bir de kapak yapmıştım... >>>

Nazım 105. Yaşında İzmir'de Esin Afşar Konseriyle Anıldı / Haber-İzlenim

Ali ŞAHİN
_______________________________________________

"Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-ceğiz..."

Nazım Hikmet 105. doğum yıldönümünde Esin Afşar konseri ve şiirleriyle Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür ve Sanat Merkezi’nde anıldı. Salon bir saat öncesinden hıncahınç doldu, öyle ki ayakta dikilecek yer kalmadığı gibi sandalyelerle koridorlar da dolduruldu izleyicilerle.

Açılış konuşmasını yapan... >>>

URLA'DA "6. CUMALI BULUŞMASI"... / HABER-İZLENİM

Ali ŞAHİN
_______________________________________________

10 Ocak 2001'de yitirdiğimiz Necati Cumalı 6. kez Urla'da çeşitli etkinliklerle anıldı. 6.Cumalı Buluşması adı altında düzenlenen ve 13 Ocak'a kadar sürecek etkinliklerin açılışı Saat 10.30'da Urla'da Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi'nde...>

SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAMAK

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

Orhan Pamuk, Nobel Mobel Üstüne

Edebiyat olaylarının değerlendirilmesini tarih mi edebiyat tarihi mi yapacak? Ne demek bu şimdi diyorsunuz biliyorum. 2007'ye adım attığımız şu günlerde 2006'ya kuş bakışı bakıyorum da edebiyat tarihimizde bir cümle ile yer alacak edebiyat olaylarını tarihe malzeme yapıp ne çok yazıp çizmişiz, boyalı-boyasız basını ile... Dergileri- mecmuaları (!) ile. Spor takımlarımızın yurt içi başarıları hele hele yurtdışı başarıları ile övündüğümüzün milyarda biri kadar bile ilgilenmedik; kültür sanat edebiyattaki başarılarımızla. Bir de üstüne üstlük yargılayıp kara çalmaya kalktık.

Sanat ve Hayat dergisi Temmuz- Ağustos 2006 sayısını (Sayı: 22-23) geçtiğimiz yılın aralık ayı ortalarında... >>>

BÜLBÜLÜN ÇEKTİĞİ DİLİ BELASI

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

Şöyle dönüp bakarım hep ara kimi zaman, yarım yüzyılı geride bırakmış biri olarak. Küçükken sessiz sakin biri olan bana neler oldu da bu durumlara düştüm diye. Durumu nasıl ki diyeceksiniz şimdi siz. İlk paragraftan da kendimi ele vermiyor muyum, düz anlatımı bir türlü kullanmaya yanaşmaz elim ve dilim... >>>

KENDİMLE YÜZLEŞMELER

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

— Bir okur olarak edebiyata karşı ilginiz nasıl doğdu?
— Çocukluğumda – çocukluk dersem, daha çok ortaokul çağında- ben içe kapalı bir insandım, hala da öyleyimdir ya biraz… Okul arkadaşlarım, bizim evin önünde oyun oynar, ben elimde kitap evin ikinci kat penceresinden onları izlerdim. Onlar çizgi roman okurlardı: O dönem Tommiksler, Teksaslar bilmem neler moda tabii.. Beni hiç sarmadı onlar... >>>

EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNLÜK

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

-Abdi İpekçi ve diğer faili meçhullerin anısına!-

Ankara'dayız. Hacettepe'de eşimin rutin kontrollerini yaptırırken ben de bir çekaptan geçeyim, dedim, ne de olsa yaş kemale eriyor artık, ikinci bahara girdik... >>>

GÜNLÜKTEN YAPRAKLAR / ANI

ALİ ŞAHİN
______________________________________________

2006-05-20 Şair Mehmet Aydın... Adını ilk kez 1970'te bir ödül nedeniyle duymuştum. Ama asıl tanımam Gazi'deki öğrencilik yıllarımda oldu. Benim için o bir öğretmendi Gazi Eğitim Enstitüsü'nde bıçak sırtında öğrencilik yıllarımızda >>>

BEBEĞİM... / MEKTUP

ALİ ŞAHİN
_______________________________________________

Nicedir Özlemişim

"Nicedir özlemişim/ Bu rüzgarı/ Hani Doğu'da eser/ Bahar akşamları// Nicedir özlemişim/ Bir elma ağacının/ Dibine oturmayı// Nicedir özlemişim/ Şoseleri,dağları// Nicedir özlemişim/ Bir dosta sarılıp/ Ağlamayı"
(Ataol BEHRAMOĞLU)

"Bebeğim,

Bugün benden küçüklük yıllarına dair fotoğrafları tarayıp bir şeyler göndermemi istemiştin ya... >>>

RIFAT ILGAZ VE CİDE'Sİ / GEZİ / ALİ ŞAHİN

"ŞİİR YAZMA"NIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE BİR DENEME / Ali ŞAHİN

SUAT DERVİŞ'İ ANARKEN / Ali ŞAHİN

SABAH OLUR GÜNEŞ DOĞAR / ANI / ALİ ŞAHİN

ÖYKÜ VE ROMANIMIZDA İKİ ÖNEMLİ YAZAR VE İKİ ÖNEMLİ ÖDÜL / ALİ ŞAHİN

RIFAT ILGAZ SICAKLIĞI... / İZLENİMLER / BARIŞ CANOĞUL

"KIRLANGIÇ YILDIZI" VE LEYLA ŞAHİN / İNCELEME / ALİ ŞAHİN

GÜNLÜKTEN YAPRAKLAR / ANI / ALİ ŞAHİN

"GURBET YAVRUM"DAN "KANAL BOYU"NA AYSEL ÖZAKIN/ DEĞİNİLER / Ali ŞAHİN

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TAŞKÖPRÜ'DE YEREL BASIN / ALİ ŞAHİN

EMEKLİNİN HASTANE GÜNLÜĞÜ / GÜNLÜK / ALİ ŞAHİN

DEĞİNMELER 5 / ALİ ŞAHİN

DEĞİNMELER 4 / ALİ ŞAHİN

DEĞİNMELER 3 / ALİ ŞAHİN

DEĞİNMELER 2 / ALİ ŞAHİN

DEĞİNMELER 1 (KANDEMİR KONDUK OLMASAK DA "ONA BUNA DOKUNDUK..." / ALİ ŞAHİN

BENDEKİ RIFAT ILGAZ / ANI / ALİ ŞAHİN

BATI KARADENİZ SAHİLLERİNDEN FESTVAL İZLENİMLERİ / GEZİ - İZLENİM / Ali ŞAHİN

10. CİDE RIFAT ILGAZ SARIYAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ'NDEN İZLENİMLER / Ali ŞAHİN

CUMOK KASTAMONU KONFERANSI İZLENİMLERİ / ALİ ŞAHİN