fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Hazmı zor şekerleme

Hazmı zor şekerleme < Önceki HaberSonraki Haber > Yazdır Arkadaşına Gönder Yorum Yaz Arşive Ekle Haberi Paylaş Facebook Mixx Delicious Stumble Upon Twitter Google Digg Yahoo Reddit Radikal 2 Haberleri Tümü Orman yangınlar ‘çevrecilik’ ve ekoloji Sahnelerde bir hayalet Afrika’dan bir demet kadın hikâyesi Su Forumu, Eurovision ve İslam kitabı... Bisküvinin İtalyanca’sı İşsizliği artırmayın, üç çocuk doğurun...‘Hayat Var’ın baş oyuncusu Elit İşcan, televizyon dizisi ‘Küçük Kadınlar’da en küçük kız kardeşi oynuyor. 29/03/2009 Reha Erdem’in Berlin Film Festivali’nde gösterilen ve Antalya’dan SİYAD Özel Ödüllü son filmi ‘Hayat Var’ gösterimde. ‘Hayat Var’, bir daha kolay kolay tecrübe edilmeyecek bir seyirlik ERMAN ATA UNCU (Arşivi) Ara ara ortaya cep telefonları da çıkmasa, Reha Erdem’in bu hafta gösterime giren, son filmi Hayat Var’ın günümüzde geçtiğini hiç fark etmeyeceğiz. Kostümler, mekânlar belli bir tarihi işaret etmektense dönemler üstü bir İstanbulluluğu yansıtıyor sanki. Tıpkı önceki Erdem filmlerinden A Ay veya Korkuyorum Anne gibi, Hayat Var da, dış etkenlere karşı korunaklı, sınırları keskin hatlarla belirgin bir dünya sunuyor izleyicisine. Erdem’in kostüm seçimleriyle, renk tercihiyle ve seslerle (Hayat Var’ın ses tasarımı da yönetmene ait) sınırlarını belirlediği bir dünya bu. Hayat Var’ın kahramanı Hayat’ın (Elit İşcan) çevresi, ihlal edilesi sınırlarla çevrili. Zamandan soyutlanmış gibi duran bir Boğaz mahallesinde babası (Erdal Beşikçioğlu) ve yatalak dedesiyle (Levend Yılmaz) beraber yaşıyor. Denizcilere kayığıyla kadın pazarlayan babası, yeni kocası ve ondan olma oğluyla ayrı bir yaşam kuran annesi (Banu Fotocan), tacizcilere karşı savunmasızlığı, Hayat’ın içine kapanmasına, sınırları daraltmasına yol açmış. İletişim kurmaktansa sürekli kendi kendine şarkı mırıldanıyor, okula gidiş, eve dönüş güzergâhı eksenli bir yaşamı var. Hayat’ın boş arsalarda, uzun uzun tek başına oynadığı sahneler bu yüzden genel hissiyatta ayrı bir öneme sahip. Çünkü filmin zamanı, Hayat’ın zaman algısıyla eşleşince, önceki filmlerinden tanıdık Reha Erdem atmosferi de Hayat’ın hikâyesiyle iç içe geçiyor. Cıvıl cıvıl renkler ve bir taciz hikâyesi, babadan bir oyuncak hediye almanın heyecanı ve yatalak, küfürbaz bir dedenin kaprisleriyle yaşamanın güçlüğü... Yeşim Tabak’ın, Korkuyorum Anne için yaptığı “travmalardan şekerleme” tanımını akılda tutarak, Hayat Var için de hazmı zor bir şekerleme diyebiliriz. Hayat budur... Hazım zorluğu ne filmin içine girilememesinden ne de başka bir aksaklıktan kaynaklı. Aksine içine bu kadar kolay girilebilen bir hikâyedeki acımasızlık insanı sarsıyor. Erdem’in parlak desenli kostümlerden, patlayan renklerden kurulu atmosferi bir çıkış noktası sunmadıkça, Hayat’ın çıkışsızlığı da daha bir hissediliyor. Filmde kullanılan kederli arabesk klasiklerinin yabancılaştırıcı olduğu kadar hikâyedeki bu tonu yansıtan bir yönü de var. “Bir kapıdan gireceksin/Neler neler göreceksin/Her çileye göğüs gerip/Hayat budur diyeceksin”. Ama iş, kadere boyun eğmeye gelince filmin çarpıcılığı devreye giriyor. Hayat Var, ne kader kolaycılığına sığınıyor ne de karakterine bir çıkış noktası sunarak izleyicisini rahatlatıyor. Filmin isminde de belirtildiği gibi Hayat Var, ama nerede olduğuna dair biz izleyiciye verilen bir adres yok. Ergenliğini yeni yaşamaya başlamış kahraman, hayatı nerede araması gerektiğini bilemiyor. Tabii dolayısıyla biz de... Çünkü Reha Erdem, kadınlığın eşiğindeki kahramanının travmalarına dışarıdan bakmıyor. O travmaları bir sebep-sonuç ilişkisiyle atlatmaya, böylece bizi ve kahramanını rahatlatmaya çalışmıyor. Ama bunlara bakıp Hayat Var’ı, “ergen karakterin gözünden travmatik bir hikâye” olarak adlandırmak da yetersiz bir nitelendirme olur. Reha Erdem’in hikâyeye baktığı nokta bu tür ayrımları baştan aşıyor. Onunki, kendi dünyasıyla Hayat’ınkini kesiştirmek üzerine kurulu bir yöntem daha çok. Hayat’ın konumunu rehber edinen ve bunu kendine has bir dünyanın sınırlarını çizmek için kullanan Hayat Var, bir daha kolay kolay tecrübe edilmeyecek bir seyirlik. Sanki her Erdem filmi birer cam kar küresi. Bu cam kürelerde, zamanın bir yerlerde donup kaldığı, sınırları Erdem’in estetik anlayışıyla çizilmiş, kendi içlerinde tutarlı birer dünya var. Ama düşüp kırılırlarsa seyirciyi allak bullak edeceklerinin de sinyalini veren küreler bunlar. Bu hissiyata en çok, daha önce görülen hiçbir şeye benzemeyen, afallatıcı, ilk Erdem filmi A Ay sahipti. Hazmı zor bir şekerleme olarak Hayat Var da aynı etkiyi yaratmaya aday.